<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Muhiddin.ORG &#124; Dini Hikayeler, İslami, İlahiler, Hadisler, İndir, İzle, Dinle</title>
	<atom:link href="http://www.muhiddin.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.muhiddin.org</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 20 Feb 2010 01:09:06 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Bu Akşam Hindistanda</title>
		<link>http://www.muhiddin.org/bu-aksam-hindistanda/</link>
		<comments>http://www.muhiddin.org/bu-aksam-hindistanda/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Feb 2010 01:09:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhiddin.org/?p=418</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Süleyman&#8217;ın sarayına kuşluk vakti saf bir adam telaşla girer. Nöbetçilere, hayati bir mesele için Hz. Süleyman&#8217;la görüşeceğini söyler ve hemen huzura alınır. Hz. Süleyman (a.s) benzi sararmış, korkudan titreyen adama sorar:

- Hayrola ne var? Neden böyle korku içindesin?  Derdin nedir? Söyle bana&#8230;

Adam telaş  içinde:

- Bu sabah karşıma Azrail (a.s) çıktı. Bana hışımla baktı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify; font-family: verdana;"><small>Hz. Süleyman&#8217;ın sarayına kuşluk vakti saf bir adam telaşla girer. Nöbetçilere, hayati bir mesele için Hz. Süleyman&#8217;la görüşeceğini söyler ve hemen huzura alınır. Hz. Süleyman (a.s) benzi sararmış, korkudan titreyen adama sorar:<br />
</small></p>
<p style="text-align: justify; font-family: verdana;"><small>- Hayrola ne var? Neden böyle korku içindesin?  Derdin nedir? Söyle bana&#8230;<br />
</small></p>
<p style="text-align: justify; font-family: verdana;"><small>Adam telaş  içinde:<br />
</small></p>
<p style="text-align: justify; font-family: verdana;"><small>- Bu sabah karşıma Azrail (a.s) çıktı. Bana hışımla baktı ve hemen uzaklaştı. Anladım ki, benim canımı almaya kararlı..<br />
</small></p>
<p style="text-align: justify; font-family: verdana;"><small>- Peki ne yapmamı istiyorsun?<br />
</small></p>
<p style="text-align: justify; font-family: verdana;"><small>Adam yalvarır:<br />
</small></p>
<p style="text-align: justify; font-family: verdana;"><small>- Ey canlar koruyucusu, mazlumlar sığınağı Süleyman! Sen her şeye muktedirsin. Kurt, kuş, dağ, taş senin emrinde. Rüzgarına emret de beni buradan ta Hindistan&#8217;a iletsin. O zaman Azrail (a.s) belki beni bulamaz. Böylece canımı kurtarmış olurum. Medet senden!<br />
</small></p>
<p style="text-align: justify; font-family: verdana;"><small>Hz. Süleyman,  adamın haline acır. Rüzgarı çağırır ve:<br />
</small></p>
<p style="text-align: justify; font-family: verdana;"><small>- Bu adamı hemen al. Hindistan&#8217;a bırak!&#8221; emrini verir. Rüzgar bu&#8230; Bir eser, bir kükrer. Adamı alır ve bir anda Hindistan&#8217;da uzak bir adaya götürür.<br />
Öğleye doğru Hz. Süleyman, divanı toplayarak gelenlerle görüşmeye başlar. Bir de ne görsün, Azrail (a.s.) da topluluğun içine karışmış, divanda oturmaktadır. Hemen yanına çağırır:<br />
</small></p>
<p style="text-align: justify; font-family: verdana;"><small>- Ey Azrail! Bugün kuşluk vakti o adama neden hışımla baktın? Neden o zavallıyı korkuttun?&#8221; der.<br />
</small></p>
<p style="text-align: justify; font-family: verdana;"><small>Azrail (a.s)  cevap verir:<br />
</small></p>
<p style="text-align: justify; font-family: verdana;"><small>- Ey dünyanın ulu sultanı! Ben, o adama öfkeyle,hışımla bakmadım. Hayretle baktım. O yanlış anladı. Vehme kapıldı. Onu, burada görünce şaşırdım. Çünkü Allah (cc) bana emretmişti ki:<br />
</small></p>
<p style="text-align: justify; font-family: verdana;"><small>- &#8220;Haydi git, bu akşam o adamın canını Hindistan&#8217;da al!&#8221; Ben de bu adamın yüz kanadı olsa, bu akşam Hindistan&#8217;da olamaz. Bu nasıl iştir, diye hayretlere düştüm. İşte ona bakışımın sebebi bu idi. </small></p>
<p><small><span style="font-family: verdana;">Osman Nuri, Mesnevi Bahçesinden Bir Testi Su</span></small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhiddin.org/bu-aksam-hindistanda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Böceğin Rızkı</title>
		<link>http://www.muhiddin.org/bocegin-rizki/</link>
		<comments>http://www.muhiddin.org/bocegin-rizki/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 Jan 2010 14:38:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhiddin.org/?p=415</guid>
		<description><![CDATA[Böceğin Rızkı
Hazret-i Süleymân (a.s.) bir gün, deniz kenârında oturmuşlar idi. Bir karıncanın geldiğini gördü. Ağzında bir yeşil yaprak tutardı. Deniz kenârına ulaşdı. Sudan bir kurbağa çıkdı. O yaprağı karıncadan alıp, denize döndü. Karınca geri döndü.
Karıncadan sordular ki,
- Bunun hikmeti nedir.
Karınca cevâb verdi ki,
-Bu deryânın ortasında, Allahü Sübhânehü ve teâlâ hazretleri bir taş halk etmişdir. O [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Böceğin Rızkı</p>
<p>Hazret-i Süleymân (a.s.) bir gün, deniz kenârında oturmuşlar idi. Bir karıncanın geldiğini gördü. Ağzında bir yeşil yaprak tutardı. Deniz kenârına ulaşdı. Sudan bir kurbağa çıkdı. O yaprağı karıncadan alıp, denize döndü. Karınca geri döndü.</p>
<p>Karıncadan sordular ki,</p>
<p>- Bunun hikmeti nedir.</p>
<p>Karınca cevâb verdi ki,</p>
<p>-Bu deryânın ortasında, Allahü Sübhânehü ve teâlâ hazretleri bir taş halk etmişdir. O taşın içinde bir böcek halk etmişdir. Beni onun rızkına sebeb etmişdir. Ben her gün o nesneyi, ona yetecek kadar rızkı getiririm. Deniz kenârına ulaşdırırım. Allahü teâlâ hazretlerinin, kurbağa sûretinde yaratdığı bir meleği o rızkı benden alır, o böceğe verir. O böcek, Allahü tebâreke ve teâlâ hazretlerinin kudreti ile, fasîh dil ile söyler ki;<br />
-Sübhânallah ki, beni halk etdi, deniz ortasında ve taş arasında bana mekân verdi. Benim rızkımı unutmadı. İlâhî, ümmet-i Muhammedi ümîdsiz etme!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhiddin.org/bocegin-rizki/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu Kadın Defnedilemez</title>
		<link>http://www.muhiddin.org/bu-kadin-defnedilemez/</link>
		<comments>http://www.muhiddin.org/bu-kadin-defnedilemez/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 Jan 2010 14:37:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[İslami Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhiddin.org/?p=411</guid>
		<description><![CDATA[Bu Kadın Defnedilemez
Ebu Hanife’nin meclisine gelen biri şöyle bir suâl sordu:
– Hamile bir kadın doğum sırasında vefat etti. Onu yıkamak üzere tahtanın üzerine koyduklarında karnındaki çocuğun yaşadığı anlaşıldı. Bu kadın böylece defnedilecek mi, yoksa bekletilecek mi? Kadın şu anda yıkama tahtası üzerinde beklemektedir. Mecliste hazır bulunanlar birbirlerine bakıştılar. Bazıları:
– Bu kadın defnedilemez. Ancak bekletilir. Ola [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu Kadın Defnedilemez</p>
<p>Ebu Hanife’nin meclisine gelen biri şöyle bir suâl sordu:</p>
<p>– Hamile bir kadın doğum sırasında vefat etti. Onu yıkamak üzere tahtanın üzerine koyduklarında karnındaki çocuğun yaşadığı anlaşıldı. Bu kadın böylece defnedilecek mi, yoksa bekletilecek mi? Kadın şu anda yıkama tahtası üzerinde beklemektedir. Mecliste hazır bulunanlar birbirlerine bakıştılar. Bazıları:</p>
<p>– Bu kadın defnedilemez. Ancak bekletilir. Ola ki bekleme sırasında çocuk dünyaya gele, dediler.</p>
<p>Bazıları da:</p>
<p>– Cenaze bekletilmez. Efendimizin hadisi vardır, cenazenizi bir an önce toprağa verin, buyurdu, dediler. Böyle söylenmesine rağmen yine de gözler Ebu Hanife Hazretleri’ndeydi. O, söylenenleri dikkatle dinledikten sonra fikrini açıkladı:</p>
<p>– Bu cenaze, ne defnedilir, ne de çocuğun doğması için bekletilir?</p>
<p>Dinleyenler şaşırdılar.</p>
<p>– Ne yapılır öyleyse? Geride başka ihtimal mi var sanki?</p>
<p>Evet, Hazret-i İmam’a göre asıl ihtimal geridedir ve olması gerekeni şöyle dile getirmiştir:</p>
<p>– Bu hamile kadının karnı ameliyatla açılır, çocuğu alınır, sonra defnedilir!</p>
<p>Dinleyenler hep birden bu görüşe iştirak ettiler. Doktor geldi. Hamile kadının karnı yarılıp çocuk sağ olarak çıkarıldı. Sonra defnedildi, çocuk bakıma alındı.</p>
<p>Daha sonra ne oldu biliyor musunuz? Bu çocuk büyüdü, sıhhatli ve akıllı bir çocuk olup, Ebu Hanife’nin ilminden, irşadından istifade etti. Ebu Hanife’nin gösterdiği fıkhî çare ile hayata gelişinden dolayı halk ona Ebu Hanife’nin oğlu adını takmıştı.</p>
<p>Yeni Aile İlmihali, Ahmed Şahin, Cihan Yayınları</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhiddin.org/bu-kadin-defnedilemez/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu da Geçer Ya Hû!</title>
		<link>http://www.muhiddin.org/bu-da-gecer-ya-hu/</link>
		<comments>http://www.muhiddin.org/bu-da-gecer-ya-hu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 Jan 2010 14:36:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[İslami Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhiddin.org/?p=409</guid>
		<description><![CDATA[Bu da Geçer Ya Hû!
Dervişin biri, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir köye ulaşır. Karşısına çıkanlara kendisine yardım edecek,yemek ve yatak verecek biri olup olmadığını sorar. Köylüler kendilerinin de fakir olduklarını,evlerinin küçük olduğunu söyler ve Şakir diye birinin çiftliğini tarif edip oraya gitmesini tavsiye ederler.
Derviş yola koyulur,birkaç köylüye daha rastlar.Onların anlattıklarından Şakirin bölgenin en [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu da Geçer Ya Hû!</p>
<p>Dervişin biri, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir köye ulaşır. Karşısına çıkanlara kendisine yardım edecek,yemek ve yatak verecek biri olup olmadığını sorar. Köylüler kendilerinin de fakir olduklarını,evlerinin küçük olduğunu söyler ve Şakir diye birinin çiftliğini tarif edip oraya gitmesini tavsiye ederler.</p>
<p>Derviş yola koyulur,birkaç köylüye daha rastlar.Onların anlattıklarından Şakirin bölgenin en zengin kişilerinden biri olduğunu anlar. Bölgedeki ikinci zengin ise Haddad  adında başka bir çiftlik sahibidir.</p>
<p>Derviş Şakir’in çiftliğine varır. Çok iyi karşılanır,iyi misafir edilir,yer içer, dinlenir.Şakir de aileside hem misafirperver hem de gönlü geniş insanlardır…</p>
<p>Yola koyulma zamanı gelip Derviş, Şakir’e teşekkür ederken, “Böyle zengin olduğun için hep şükr et.”der. Şakir ise şöyle cevap verir: “Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen görünen gerçeğin ta kendisi değildir. Bu da geçer…”</p>
<p>Derviş Şakir’in çiftliğinden ayrıldıktan sonra bu söz üzerine uzun uzun düşünür. Bir kaç yıl sonra dervişin yolu yine aynı bölgeye düşer.Şakir’i hatırlar,bir uğramaya karar verir. Yolda rastladığı köylüler ile sohbet ederken Şakir den söz eder. “Haa o Şakir’mi” der köylüler, “O iyice fakirledi,şimdi Haddad’ın yanında çalışıyor.”</p>
<p>Derviş hemen Haddad’ın çiftliğine gider,Şakir’i bulur.Eski dostu yaşlanmıştır,üzerinde eski püskü giysiler vardır.Üç yıl önceki bir sel felaketinde bütün sığırları telef olmuş,evi yıkılmıştır.Toprakları da işlenemez hale geldiği için tek çare olarak selden hiç zarar görmemiş ve biraz daha zenginleşmiş olan Haddad’ın yanında çalışmak kalmıştır.Şakir ve ailesi üç yıldır Haddad’ın hizmetkarıdır.</p>
<p>Şakir bu kez Derviş’i son derece mutevazi olan evinde misafir eder.Kıt kanaat yemeğini onunla paylaşır…Derviş vedalaşırken Şakir’e olup bitenlerden ötürü ne kadar üzgün olduğunu söyler ve Şakir’den şu cevabı alır: Üzülme…Unutma,bu da geçer…”</p>
<p>Derviş gezmeye devam eder ve yedi yıl sonra yolu yine o bölgeye düşer.Şaşkınlık içinde olup biteni öğrenir.Haddad birkaç yıl önce ölmüş,ailesi olmadığı içinde bütün varını yoğunu en sadık hizmetkarı ve eski dostu Şakir’e bırakmıştır.Şakir Haddad’ın konağında oturmaktadır,kocaman arazileri ve binlerce sığırı ile yine yörenin en zengin insanıdır.</p>
<p>Derviş eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar sevindiğini söyler ve yine aynı cevabı alır: “Bu da geçer…”</p>
<p>Bir zaman sonra Derviş yine Şakir’i arar. Ona bir tepeyi işaret ederler. Tepede Şakir’in mezarı vardır ve taşında şu yazılıdır: “Bu da geçer…”</p>
<p>Derviş, “ölümün nesi geçecek?” diye düşünür ve gider. Ertesi yıl Şakir’in mezarını ziyaret etmek için geri döner; ama ortada ne tepe vardır nede mezar.Büyük bir sel gelmiş,tepeyi önüne katmış,Şakir’den geriye bir iz dahi kalmamıştır…<br />
O aralar ülkenin sultanı,kendisi için çok değişik bir yüzük yapılmasını ister. Öyle bir yüzük ki ,mutsuz olduğunda umudunu tazelesin,mutlu olduğunda ise kendisini mutluluğun tembelliğine kaptırmaması gerektiğini hatırlatsın…Hiç kimse Sultanı tatmin edecek böyle bir yüzük yapamaz.Sultanın adamları da bilge Derviş’i bulup yardım isterler.Derviş, Sultanın kuyumcusuna hitaben bir mektup yazıp verir.Kısa bir süre sonra yüzük Sultan’a sunulur.Sultan önce bir şey anlamaz; çünkü son derece sade bir yüzüktür bu. Sonra üzerindeki yazıya gözü takılır, biraz düşünür ve yüzüne büyük bir mutluluk ışığı yayılır: “Bu da geçer” yazmaktadır.</p>
<p>‘Buda geçer Ya Hû’ sözünün aslı bundan bin küsür sene önceye , Bizans dönemine uzanır. Bizanslılar fena bir işe uğradıkları zaman ‘Buda geçer’ manasına gelen ‘k’afto ta perasi’ demektedirler. İbare Selçuklular zamanında İran taraflarına geçer; ama Farsçalaşıp ‘in niz beguzered’ olur. Osmanlılar devrinde Türkçe söylenip ‘bu da geçer’ yapılır. Derken tekkelerde ve dergâhlardada benimsenir ve sonuna ‘Ya Allah’ manasına gelen bir ‘Ya Hû’ ilave edilip ‘BU DA GEÇER YA HÛ’ haline gelir…</p>
<p>Hayat inişli çıkışlıdır.Her zaman bulunduğumuz durumun gelip geçici olabileceği aklımızdan çıkmamalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhiddin.org/bu-da-gecer-ya-hu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Buğday Satıcısı</title>
		<link>http://www.muhiddin.org/bugday-saticisi/</link>
		<comments>http://www.muhiddin.org/bugday-saticisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 Jan 2010 14:36:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[İslami Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhiddin.org/?p=407</guid>
		<description><![CDATA[Buğday Satıcısı
Adamın biri satmak için pazara buğday götürmüş. Akşam olmuş, pazar toplanmaya başlamış. Herkes malını satıp savmış. Bu adamın malına müşteri çıkmamış. Çıkan da pazarlıkta uyuş­mamış. Adam koca çuvalı geri getirmenin sıkıntısıyla düşünürken meşayıhten birinin yolu pazara uğramış:
O zat sormuş:
-Ne o evladım malını satamadın mı? Bak pazar toplanıyor.
Adamcağız boynu bükük:
-Müşteri çıkmadı, Efendi Hazretleri! demiş.
Şeyh efendi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Buğday Satıcısı</p>
<p>Adamın biri satmak için pazara buğday götürmüş. Akşam olmuş, pazar toplanmaya başlamış. Herkes malını satıp savmış. Bu adamın malına müşteri çıkmamış. Çıkan da pazarlıkta uyuş­mamış. Adam koca çuvalı geri getirmenin sıkıntısıyla düşünürken meşayıhten birinin yolu pazara uğramış:</p>
<p>O zat sormuş:</p>
<p>-Ne o evladım malını satamadın mı? Bak pazar toplanıyor.</p>
<p>Adamcağız boynu bükük:</p>
<p>-Müşteri çıkmadı, Efendi Hazretleri! demiş.</p>
<p>Şeyh efendi yerden avuç avuç kum alıp buğdaya karıştır­maya başlamış ve:</p>
<p>- Şimdi çıkar evlad! demiş.</p>
<p>Adam şeyhin bu hareketine itiraza yel­tenecekmiş ki; hemen yanı başında beliren müşteri mala talip olmuş.</p>
<p>Tebessümle oradan ayrılmak üzere olan şeyhin eteğine yapışıp:</p>
<p>-Bu ne haldir Efendi Hazretleri!&#8221; diyen buğdaycıya şeyh şu cevabı vermiş:</p>
<p>-Sus! Para, layık olduğu mala gider.</p>
<p>Kaynak: İthaflı Fıkralar, Kadir Mısıroğlu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhiddin.org/bugday-saticisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>28</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Boynumu Eğmiş, Beklirem Eğmiş</title>
		<link>http://www.muhiddin.org/boynumu-egmis-beklirem-egmis/</link>
		<comments>http://www.muhiddin.org/boynumu-egmis-beklirem-egmis/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 Jan 2010 14:35:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[İslami Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhiddin.org/?p=405</guid>
		<description><![CDATA[Boynumu Eğmiş, Beklirem
Değerli mimar arkadaşımız Hilmi Şenalp, Türkmenistan&#8217;ın başşehri Aşkabat&#8217;ta selatin bir cami inşa etmiştir. “Selatin” kelimesi, &#8220;sultanlar&#8217; demek olduğu halde bir cami-i şerif hakkında bu kelimenin kullanılması, o cami-i şerifin sultanlara yakışır şekilde azametli olduğunu ifâde eder. Osmanlı&#8217;da çifte minareli cami yapmak -bir an&#8217;ane olarak- padişahlara bırakılmış, ondan maaqa kimseler büyük bir cami yaptırsalar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Boynumu Eğmiş, Beklirem</p>
<p>Değerli mimar arkadaşımız Hilmi Şenalp, Türkmenistan&#8217;ın başşehri Aşkabat&#8217;ta selatin bir cami inşa etmiştir. “Selatin” kelimesi, &#8220;sultanlar&#8217; demek olduğu halde bir cami-i şerif hakkında bu kelimenin kullanılması, o cami-i şerifin sultanlara yakışır şekilde azametli olduğunu ifâde eder. Osmanlı&#8217;da çifte minareli cami yapmak -bir an&#8217;ane olarak- padişahlara bırakılmış, ondan maaqa kimseler büyük bir cami yaptırsalar bile ona tek minare ikame ederlerdi. Osmanlı tarihinde en zengin bir sadrazam olarak ün yapmış bulunan hırvat asıllı Rüstem Paşa bile Eminönü&#8217;nde çinileriyle dünyaca ünlü camie çifte minare yapmamıştır. Lakin o devlet tarihe karıştıktan sonra bu an&#8217;ane unutulmuş; şahıslar ve dernekler de çifte minare yaptırır olmuşlardır.</p>
<p>Eski mimarının bütün hususiyetlerini akıllara durgunluk verecek bir liyakatle bilen ve bunu inşa ettiği camilerde gerçek­leştirmeye muvaffak olan değerli mimar Hilmi Şenalp Japonya&#8217;nın başşehri Tokyo&#8217;da inşa ettiği cami-i şerifle mimarı tarihimizde haklı yerini almış bulunmaktadır. Onun Aşkabat&#8217;ta inşa ettiği klasik Osmanlı mimarı tarzındaki selatin ünvanına layık cami-i ,şerif de çifte minarelidir. Bu cami-i şerifin inşaatı devam ederken bir gün Aşkabat&#8217;ta mesaı arkadaşlarından bir grupla caddede yürüyorlarmış. Önlerine şab-r emred (sakalı çıkmamış bir delikanlı) Türkmenistanlı bir genç çıkmış ve:<br />
&#8220;-Bir dakika beyler! Siz Türkiye&#8217;den gelmiş olmalısınız, öyle değil mi?&#8221;</p>
<p>Hilmi bey ve arkadaşları:</p>
<p>&#8220;Evet!&#8221; cevabını verince Türkmenistanlı genç: &#8220;-Size bir sual sorabilirem mi?&#8221; demiş. Onlar da: &#8220;-Buyur, sor!&#8221; demişler.</p>
<p>Türkmenistanlı genç:</p>
<p>&#8220;-Türkiye&#8217;de hatun kişiler başlarını örtirler mi?&#8221; demiş. Muhatabları:</p>
<p>&#8220;-Evet.&#8221; Cevabını verince ilave etmiş: &#8220;-Bacaklarını örtirler mi?&#8221;</p>
<p>Buna da &#8220;Evet.&#8221; karşılığını alınca:</p>
<p>&#8220;-Kusura bakman, beyler!ı&#8217;. Zannımca siz doğru söylemirsinizl.. Men (ben) tilifisyon seyredirem. Sizin rus­laştığınızı görürem.&#8221;</p>
<p>ihtimal bu Türkmenistanlı genç &#8220;ruslaşmışsıız&#8217; sözüyle, &#8220;batılılaşmış olmayı” kasdediyordu. Kendi memleketinin şartIarına göre böyle söylüyordu. Sonra ilave etmiş:</p>
<p>&#8220;-Halinize bakırem, size müslüman demekte zorlanırem. Hiç güven duymirem. Lâkin düşünürem ki. Cenab-ı Allah birine ruhsat fırsat verip de &#8220;Mukaddes Emanetler&#8221;i elinizden .aldırmadı. Onları sizde kodi. Bunu düşününce sizin bir gün yeniden adam olacağınıza ihtimal verirem. Lakin ne zaman, bilemirem? Boynumu eğmiş beklirem!..&#8221; demiş.</p>
<p>Muhatabları bu arifane cevab karşısında söyleyecek söz bulamamış ve delikanlıyla kucaklaşarak:</p>
<p>&#8220;-Ümidin boşuna değildir, kardeş! Milletimizin Allah yolunda sebkat etmiş olan hizmetleri bereketine çok geçmeden umduğun güzel günlere şahid olacaksın. Cenab-ı Allah neye kaadir değil! Bak işte Rusya topsuz-tüfeksiz yıkıldı. Bugünkü hal, adetullah icabıdır. Kainatta kahır ve lütuf bir arada mevcud olup onlar arasında bir galebe nöbetleşmesi vardır. Şu senin gönlündeki güzel ümid o güzel günlere aid mümin ferasetiyle bir sezişten ibarettir. Me&#8217;yus olma!&#8221; demişler.</p>
<p>Not: . Gayr-i islamı sayısız tatbikattan ruhları bunalarak ümidsizliğe düşen müminlere ithaf olunur.<br />
Kaynak: İthaflı Fıkralar, Kadir Mısıroğlu,  2005 Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhiddin.org/boynumu-egmis-beklirem-egmis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bizi Tanımaz Oldun</title>
		<link>http://www.muhiddin.org/bizi-tanimaz-oldun/</link>
		<comments>http://www.muhiddin.org/bizi-tanimaz-oldun/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 Jan 2010 14:35:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[İslami Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhiddin.org/?p=403</guid>
		<description><![CDATA[Bizi Tanımaz Oldun
Bir Ramazân-ı şerîf ayında türbesinin inşâsı sırasında bu işle meşgul olanlar, oruç olmaları sebebiyle kabri yanında ona karşı lâzım olan edebi tam gösterememişlerdi. Türbe inşâsında çalışan ustalar edebe uymayan şekilde ayaklarını uzatarak oturmuşlardı. Yine bir defâsında kabri yanında böyle ayaklarını uzatıp oturdukları sırada, Sâfî Efendinin rûhâniyeti kendi sûretinde gözüktü. Ayaklarını uzatıp oturanlara tebessüm [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bizi Tanımaz Oldun</p>
<p>Bir Ramazân-ı şerîf ayında türbesinin inşâsı sırasında bu işle meşgul olanlar, oruç olmaları sebebiyle kabri yanında ona karşı lâzım olan edebi tam gösterememişlerdi. Türbe inşâsında çalışan ustalar edebe uymayan şekilde ayaklarını uzatarak oturmuşlardı. Yine bir defâsında kabri yanında böyle ayaklarını uzatıp oturdukları sırada, Sâfî Efendinin rûhâniyeti kendi sûretinde gözüktü. Ayaklarını uzatıp oturanlara tebessüm edip, aralarından İbrâhim adındaki kimseye;</p>
<p>&#8220;İbrâhim Bey! Artık sen büyüdün bizi tanımaz oldun.&#8221; dedi.</p>
<p>Hemen yerinden fırlayıp;</p>
<p>&#8220;Aman efendim ben kimim ki sizi saymayayım.&#8221; diyerek, ağladı. Çok gözyaşı döktü. Sonra ayaklarına kapanıp affetmesini istedi. O böyle ağlayıp yalvararak affetmesini isteyince onu affetti. Kendinden öyle geçmişti ki, affedilince kendini toparlayabildi. Artık bu hâdiseden sonra türbenin yanına yaklaşırken tâ uzaktan ayakta durarak edep gösterirdi.</p>
<p>Bu menkıbeyi yazan müellif şöyle demektedir: Bunu anlatmaktan maksadım nefsin terbiyesi içindir. Allahü teâlânın sevgili kulu olan bir mürşid-i kâmil, yetişmiş ve yetiştirebilen bir rehber, mahâretli, mesleğinde mütehassıs bir doktor gibidir. Talebesinin ıslahı ve yetişmeleri için ne lâzım olursa, ona göre muâmele eder. Kimisine sert muâmele eder. Çünkü iltifat ona zararlıdır. Bâzısına da yumuşak muâmele eder. Her talebe meşrebine, yapısına, huyuna göre terbiye edilir. Eğer bunun tersi yapılırsa, rehber ne kadar mâhir olursa olsun talebe onu herhangi bir sûretle inkâra kalkışır. Buna gücü yetmezse istikâmetine zarar verir. Güneş her meyveye ve bitkiye yapısına göre parlar. Meyve tatlı ise tadını, acı ise acılığını artırır. Mürşid-i kâmiller de talebenin meşrebine, hâline bakıp ona göre yetiştirirler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhiddin.org/bizi-tanimaz-oldun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Biz Diriltiriz Biz</title>
		<link>http://www.muhiddin.org/biz-diriltiriz-biz/</link>
		<comments>http://www.muhiddin.org/biz-diriltiriz-biz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Jan 2010 01:57:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Biz Diriltiriz Biz]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[İslami Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhiddin.org/?p=401</guid>
		<description><![CDATA[Biz Diriltiriz Biz
Ahmed-i Nâmıkî Câmî hazretleri, Herat&#8217;ta bulunduğu sırada bir gün Abdullah-i Ensârî&#8217;nin konağına dâvet ettiler. Ahmed Câmî&#8217;nin hizmetçisi, yola çıkmaları için ayakkabılarını önüne koydu. Ahmed Câmî hazretleri;
&#8220;Bir saat beklememiz îcâb ediyor. Bir iş var.&#8221; buyurdu. Beklediler. Bir saat sonra, bir Türkmen, hanımı ve yanlarında 12 yaşlarındaki oğulları ile geldiler.
Çocuğun babası;
&#8220;Efendim! Allahü teâlâ bize çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Biz Diriltiriz Biz</p>
<p>Ahmed-i Nâmıkî Câmî hazretleri, Herat&#8217;ta bulunduğu sırada bir gün Abdullah-i Ensârî&#8217;nin konağına dâvet ettiler. Ahmed Câmî&#8217;nin hizmetçisi, yola çıkmaları için ayakkabılarını önüne koydu. Ahmed Câmî hazretleri;</p>
<p>&#8220;Bir saat beklememiz îcâb ediyor. Bir iş var.&#8221; buyurdu. Beklediler. Bir saat sonra, bir Türkmen, hanımı ve yanlarında 12 yaşlarındaki oğulları ile geldiler.</p>
<p>Çocuğun babası;</p>
<p>&#8220;Efendim! Allahü teâlâ bize çok mal verdi. Bundan başka çocuğumuz yoktur. Bu da âmâ olup gözleri görmemektedir. Her tarafı gezdirdik. Gitmediğimiz yer, varmadığımız doktor kalmadı. Fakat hiçbirisi çare bulamadı. Biz, siz Allahü teâlâya her ne duâ ederseniz cenâb-ı Hakkın lutfedip kabûl ettiğini biliyoruz. Eğer, çocuğumuzun göz nûruna kavuşması için duâ ederseniz çok bahtiyar oluruz. Tek gözleri açılsın, îcâb ederse bütün malımızı fedâ etmeye hazırız. İhsân ederseniz, lutfederseniz çok seviniriz. Eğer bu arzumuz yerine gelmezse, üzüntümüzden mahvoluruz.&#8221; dedi.</p>
<p>Ahmed Câmî hazretleri bu sözleri dinledikten sonra;</p>
<p>&#8220;Nasıl olur? Ölüleri diriltmek, cild hastasını iyi etmek Îsâ aleyhisselâmın mûcizesi idi. Bu hâlde Ahmed kim olur ki, bu hastalığın tedâvisini benden istiyorsunuz?&#8221; buyurdu. Sonra ayağa kalkıp yürümeye başladı. Biraz sonra;</p>
<p>&#8220;Biz ederiz biz.&#8221; dedi. Orada bulunan herkes bu sözü işittiler. Fakat bir şey anlayamadılar. Bundan sonra hemen geri dönüp bir yere oturdu ve;</p>
<p>&#8220;O çocukcağızı bana getirin.&#8221; buyurdu. Getirdiler. İki mübârek başparmağını çocuğun iki gözüne sürüp;</p>
<p>&#8220;Azîz ve celîl olan Allahü teâlânın izni ile açılın.&#8221; buyurunca, çocuğun gözleri görür oldu. Bundan sonra orada bulunan ileri gelenler dediler ki:</p>
<p>&#8220;Efendim, birinci defâ, ölüleri diriltmek ve cild hastalarını iyi etmek mûcizesi Îsâ aleyhisselâma âittir. Kendiniz için, bu yolda Ahmed kim olur ki? dediniz. Daha sonra da, biz ederiz biz, dediniz. Bu iki sözünüz arasındaki irtibâtı anlayamadık. İzâh buyurur musunuz?&#8221;</p>
<p>Bunun üzerine Ahmed Câmî hazretleri;</p>
<p>&#8220;Evvelki söz kendime âitti. Bundan başkasını diyemezdim. Ama sonradan bana şöyle ilhâm ettiler: Ey Ahmed! Ölüleri, Îsâ aleyhisselâm mı diriltti? Dilsizleri ve cild hastalarını o mu iyi etti? Biz ederiz biz. Geri dön. O çocuğun gözlerinin açılması için seni sebep kıldık. Bu söz kalbime öyle ilhâm olundu ki, ağzımdan da çıkıverdi. O söz ve fiillerin hepsi Allahü teâlâdan idi. Ahmed&#8217;i (beni) sâdece vâsıta kıldı.&#8221; buyurdular.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhiddin.org/biz-diriltiriz-biz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Biz de vaktiyle güzel yiyeceklerdik</title>
		<link>http://www.muhiddin.org/biz-de-vaktiyle-guzel-yiyeceklerdik/</link>
		<comments>http://www.muhiddin.org/biz-de-vaktiyle-guzel-yiyeceklerdik/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Jan 2010 01:56:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Biz de vaktiyle güzel yiyeceklerdik]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[İslami Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhiddin.org/?p=399</guid>
		<description><![CDATA[Biz de vaktiyle güzel yiyeceklerdik
Halîfe Hârûn Reşîd bir gün Behlül-i Dânâ ile sohbet ederken;
-Ey Behlül! Sana sarayımda bir oda ve hizmetçiler vereyim. Yeter ki bu eski elbiselerden kurtul. Yenilerini giy. İnsanlar arasına karış, dedi.
Bunun üzerine hazret-i Behlül;
-Müsâde ederseniz bir danışayım, dedi.
Halîfe;
-Kime danışacaksın, kimsen yok ki? diye cevap verdi.
Behlül de;
-Ben danışacağım yeri biliyorum, dedi ve oradan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Biz de vaktiyle güzel yiyeceklerdik</p>
<p>Halîfe Hârûn Reşîd bir gün Behlül-i Dânâ ile sohbet ederken;</p>
<p>-Ey Behlül! Sana sarayımda bir oda ve hizmetçiler vereyim. Yeter ki bu eski elbiselerden kurtul. Yenilerini giy. İnsanlar arasına karış, dedi.<br />
Bunun üzerine hazret-i Behlül;</p>
<p>-Müsâde ederseniz bir danışayım, dedi.</p>
<p>Halîfe;</p>
<p>-Kime danışacaksın, kimsen yok ki? diye cevap verdi.</p>
<p>Behlül de;<br />
-Ben danışacağım yeri biliyorum, dedi ve oradan ayrıldı.</p>
<p>Hârûn Reşîd arkasından adamlar salıp danışacağı yeri öğrenmek istedi. Behlül gide gide şehir dışında bir mezbeleliğe gitti. Başını eğip bir şeyler dinlermiş gibi yaptı. Bir şeyler söylendi. Daha sonra oradan ayrıldı. Saraya yöneldi. Sultanın adamları ondan önce saraya dönüp hâdiseyi halîfeye bildirmişlerdi. Behlül huzûra girince, halîfe Hârûn Reşîd ona;</p>
<p>-Ey Behlül! Söyle bakalım vereceğin cevâbı, dedi.</p>
<p>Behlül;</p>
<p>-Danıştım efendim. Lâkin insanlar arasına karışmam mümkün değil, dedi.</p>
<p>Halîfe heybetle;</p>
<p>-Ey Behlül! Sen gidip çöplere danışmışsın, haberim oldu, dedi.</p>
<p>Behlül de;</p>
<p>-Doğru söylüyorsun ben de onlara danıştım. Onlar bana cevap verdiler ve;</p>
<p>-Ey Behlül! Biz de vaktiyle en güzel ve nefis yiyecekler idik. Bütün güzellikler bizde idi. Sevgi ve itibarımız çoktu. Ne zaman ki insanlar arasına karıştık. İşte bu hâle geldik. Çöpe atıldık. Sen de sakın insanların arasına karışma,dediler.</p>
<p>Bu sözlerdeki ince mânâları anlayan Hârûn Reşîd: &#8220;Haklısın.&#8221; deyip düşüncelere daldı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhiddin.org/biz-de-vaktiyle-guzel-yiyeceklerdik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir deliye bir veli rolü</title>
		<link>http://www.muhiddin.org/bir-deliye-bir-veli-rolu/</link>
		<comments>http://www.muhiddin.org/bir-deliye-bir-veli-rolu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Jan 2010 01:56:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Bir deliye bir veli rolü]]></category>
		<category><![CDATA[İslami Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhiddin.org/?p=397</guid>
		<description><![CDATA[Bir deliye bir veli rolü
Ebu Müslim Havlani bir toplulukta konuşulanları dinler.Hemen hepsi de hanımından şikayette bulunmaktadırlar. Ancak Ebu Müslim’de şikayet filan yoktur. Derler ki:
– Veli gibi bir hanıma düştün de sesin sedan çıkmıyor değil mi?
Omuzlarını silkerek cevap verir:
– Bizimki veli filan değil kelimenin tam manasıyla delidir deli!…
– Öyle ise derler nasıl geçiniyorsun böyle deli biriyle?
Cevap [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir deliye bir veli rolü</p>
<p>Ebu Müslim Havlani bir toplulukta konuşulanları dinler.Hemen hepsi de hanımından şikayette bulunmaktadırlar. Ancak Ebu Müslim’de şikayet filan yoktur. Derler ki:</p>
<p>– Veli gibi bir hanıma düştün de sesin sedan çıkmıyor değil mi?</p>
<p>Omuzlarını silkerek cevap verir:</p>
<p>– Bizimki veli filan değil kelimenin tam manasıyla delidir deli!…</p>
<p>– Öyle ise derler nasıl geçiniyorsun böyle deli biriyle?</p>
<p>Cevap verir:</p>
<p>– Ben usulünü biliyorum da öyle geçiniyorum, kavga gürültümüz o yüzden olmuyor!…</p>
<p>Büsbütün meraka düşerler.</p>
<p>– Deli gibi biriyle kavgasız gürültüsüz geçinmenin usulü nedir ki? diye sormaktan kendilerini alamazlar.</p>
<p>Şöyle izah eder Ebu Müslim, geçinmenin sırrını.</p>
<p>Der ki:</p>
<p>– Allahü Azimüşşan, Âdem Aleyhisselam’ı topraktan yarattığında bedenine önce aklı koydu. Akıllı bir adam oldu.</p>
<p>Sonra öfkeyi yarattı. Ona da Âdem’in bedenine girmesini emretti.</p>
<p>Öfke:</p>
<p>– Ben dedi. Âdem’in bedenine giremem. Çünkü orada akıl vardır! Akılla ikimiz bir yerde asla duramayız!…</p>
<p>Rabbimiz buyurdu:</p>
<p>– Ey öfke! Sen Âdem’in bedenine girmeye çalış, oraya yönel. Akıl senin geldiğini görünce hemen çıkıp gider, kendi yerini sana bırakır. Böylece sen de Âdem’in bedeninde hükmünü icra eder, onu deli yaparsın.</p>
<p>Ebu Müslim burada der ki :</p>
<p>– İşte biz hanımla bu konuda anlaştık. Dedik ki; mademki insana öfke gelince akıl gidiyor, insan delinin teki haline geliyor. Öyle ise evde kim öfkelenirse o an sanki o delidir. Deliye karşı ise bir veli lazımdır. Ben öfkelenirsem hemen farkına varacaksın, sabır gösterip ters cevap vermeyeceksin. Çünkü ben o an deli sayıldığımdan deli adamdan her şey beklenir diyerek veli rolüne gireceksin, aklım gelinceye kadar bir deliye bir veli rolü oynayacaksın.</p>
<p>Ebu Müslim burada şunu da ilave eder:</p>
<p>– Tabii der, bu sabır benim için de geçerli bir görevdir. Bazen hanım öfkelenir, bu defa o deli durumuna girer bana veli rolü düşer, ben bir veli gibi sabır gösterir, karşılık vermemeye çalışırım. Aklı gelip de akıllı insana muhatap olduğumu anlayıncaya kadar, bu sabır devam eder.</p>
<p>Ebu Müslim bundan sonrasını şöyle tamamlar:</p>
<p>– İşte der ey dostlar, benim hanımdan şikayetçi olmayışımın sebebi budur. Gül gibi geçinip gitmemizin sırrı da buradadır. Tavsiye ederim, siz de bir deliye bir veli rolü oynayın, öfkelenince karşı taraf veli rolüne girsin, sabır ve tahammülü esas alsın, göreceksiniz ki tartışma kısa zamanda son bulacak, taraflar birbirlerine karşı sevgiyle dolacak. Çünkü öfkeli taraf kendisine karşılık verilmeyişinin takdirini, minnettarlığını duyacak. Bu da mutluluk vesilesi olacak.</p>
<p>Sakın “bir deliye bir veli rolü basit bir şey” deyip de geçmeyin. Sadece bir deneyin yeter. İşte size güzel geçinmenin sırrı.<br />
Kaynak: Yeni Aile İlmihali, Ahmed Şahin, Cihan Yayınları</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muhiddin.org/bir-deliye-bir-veli-rolu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
